20 Mayıs 2026 Çarşamba
İstanbul’da toplu ulaşıma 16 Şubat itibarıyla yüzde 20 zam gelmesiyle birlikte asgari ücretlinin ulaşım yükü bir kez daha tartışma konusu oldu. Otobüs, metro, metrobüs ve vapur ücretlerindeki artış, özellikle her gün toplu taşıma kullanan milyonlarca çalışan için bütçe dengesini doğrudan etkiliyor. Peki 2005’ten bu yana tablo nasıl değişti? Asgari ücretlinin ulaşımda alım gücü gerçekten eridi mi?
2005 yılında İstanbul’da tam bilet ücreti 1,10 TL, öğrenci bileti 0,75 TL seviyesindeydi. Aylık tam abonman 70 TL, öğrenci abonman ise 35 TL olarak uygulanıyordu. Aradan geçen 21 yılda hem enflasyon hem de ulaştırma maliyetleri ciddi artış gösterdi.
2026 itibarıyla tam bilet 42 TL’ye, öğrenci bileti 17,08 TL’ye yükseldi. Aylık tam abonman 3.298 TL, öğrenci abonman ise 494 TL oldu. Bu dönemde tam bilette yüzde 3.718, tam abonmanda ise yüzde 4.611 oranında artış yaşandı. Ulaştırma enflasyonu da 2005’ten 2026 başına kadar yaklaşık yüzde 3.030 seviyesine ulaştı.

2005 yılında bir asgari ücretli maaşıyla 444 tam ya da 652 öğrenci bileti alabiliyordu. Aynı dönemde 7 tam ya da 14 öğrenci aylık abonman satın almak mümkündü.
2026’da ise 28.075 TL olan asgari ücretle 668 tam ya da 1.644 öğrenci bileti alınabiliyor. Aylık abonman tarafında ise 9 tam ya da 58 öğrenci abonman mümkün görünüyor.
Bu tablo ilk bakışta nominal bir artışa işaret etse de, özellikle 2024 sonrası zirve yapan alım gücünün 2026’daki son zamla birlikte yeniden gerilediği görülüyor. Ayrıca kiraların yükselmesi nedeniyle merkeze uzak bölgelerde yaşayan çalışanların ulaşımı daha yoğun kullanması, fiili harcamayı artırıyor.
İstanbul gibi dev bir metropolde ulaşım sadece bir kalem değil, zorunlu bir gider. Özellikle kira fiyatlarının artmasıyla birlikte şehir merkezinden uzaklaşan çalışanlar, daha uzun mesafe ve daha fazla aktarma yapmak zorunda kalıyor. Bu da aylık ulaşım maliyetini kağıt üzerindeki hesaplamaların ötesine taşıyor.
Sonuç olarak, asgari ücretlinin ulaşımda tamamen kaybettiğini söylemek zor; ancak son zamlarla birlikte kazanımların bir kısmının eridiği açık. Ulaşım giderleri, büyük şehirlerde çalışan kesim için hâlâ en kritik harcama kalemlerinden biri olmaya devam ediyor.
Empa Elektronik halka arz sürecinde önemli bir eşiği geride bıraktı. Uzay, havacılık ve savunma sanayisi başta olmak üzere endüstriyel elektronik, e-mobilite, beyaz eşya ve akıllı enerji çözümleri gibi geniş bir alanda faaliyet gösteren şirketin halka arz başvurusu Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından onaylandı. Böylece Empa Elektronik, Borsa İstanbul yolunda resmi süreci başlatmış oldu.
Empa Elektronik halka arzı, Halk Yatırım Menkul Değerler liderliğinde gerçekleştirilecek. Halka arzda pay başına satış fiyatı 22 TL olarak belirlendi. Şirketin çıkarılmış sermayesi 141 milyon TL’den 170 milyon TL’ye yükseltilecek. Bu kapsamda artırılacak 29 milyon TL nominal değerli payın yanı sıra mevcut ortaklara ait 9 milyon TL nominal değerli pay da satışa sunulacak. Toplamda 38 milyon TL nominal değerli pay yatırımcılarla buluşacak.

Belirlenen fiyat üzerinden halka arz büyüklüğünün yaklaşık 836 milyon TL olması hedeflenirken, halka açıklık oranının ise yüzde 22,35 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu oran, şirketin önemli bir kısmının yatırımcı tabanına açılacağı anlamına geliyor.
Empa Elektronik, savunma sanayisinde kritik projelerde yer almasıyla dikkat çekiyor. Şirket; 5. Nesil Milli Muharip Uçak “KAAN”, Temel ve Jet Eğitim Uçakları “HÜRKUŞ” ve “HÜRJET” ile Altay Tankı projelerinde malzeme tedarikçisi konumunda bulunuyor. Savunma sanayisinin yanı sıra akıllı enerji ve LED aydınlatma çözümleri gibi alanlardaki faaliyetleri de şirketin büyüme potansiyelini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.
Sevgililer Günü öncesi vitrinler kırmızıya bürünürken fiyat etiketleri de adeta yeniden yazıldı. Türkiye’de yıllık enflasyon ocak itibarıyla yüzde 30,65 seviyesine gerilese de Sevgililer Günü ürünlerinde artış oranları bu seviyenin çok üzerine çıktı. Özellikle gül buketleri, altın ve parfüm fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekerken, çikolata görece daha sınırlı artışla öne çıktı.
Sevgililer Günü’nün en klasik hediyesi olan 9’lu gül buketi, geçen yıl ortalama 800 liraya satılırken bu yıl 1.350 liraya yükseldi. Yaklaşık yüzde 70’lik artışta zirai don nedeniyle yaşanan arz daralması etkili oldu. Açığın ithal güllerle kapatılması ise maliyetleri daha da yukarı taşıdı. Fiyatlar lokasyona ve buket içeriğine göre değişiklik gösterse de genel tablo net: Çiçek almak bu yıl daha pahalı.

Altın tarafında da benzer bir tablo var. Geçen yıl ortalama 10-11 bin lira bandında satılan 14 ayar sade kolyeler, bu yıl 17-18 bin lira seviyelerine çıktı. Yaklaşık yüzde 56-70 aralığındaki artışta ons altın fiyatındaki yükseliş belirleyici oldu. Sevdiğine altın almak isteyenler için bütçe ciddi şekilde büyüdü.
Parfüm fiyatları da döviz kuru ve hammadde maliyetleri nedeniyle yukarı yönlü hareket etti. Orta segment 100 ml parfümler geçen yıl 1.500-4.000 lira aralığındayken, bu yıl 3.200-6.000 lira arasında satılıyor. Artış oranı markaya göre yüzde 30 ile 50 arasında değişiyor.
Çikolata ise görece daha sınırlı artış gösterdi. Geçen yıl 900 lira seviyesindeki orta seviye özel kutular bu yıl yaklaşık 990-1.000 lira bandında. Yüzde 10-11’lik artışta, uluslararası kakao fiyatlarındaki düşüş etkili oldu. 2025 Şubat’ta ton başına 10 bin dolar olan kakao fiyatı, 3.800 dolar seviyesine gerileyince üreticiler maliyet baskısını bir miktar dengeleyebildi. Bu Sevgililer Günü’nde sevgi yine ön planda, ancak hediye alışverişi cepleri geçen yıla kıyasla çok daha fazla zorluyor.
Tavuklar yumurtlamıyor ve Türkiye’de yumurta üretimi geçen yıl belirgin bir düşüş kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Kümes Hayvancılığı Üretimi verilerine göre, 2025 yılında toplam yumurta üretimi bir önceki yıla kıyasla 1 milyar 262 milyon 395 bin adet azalarak 19 milyar 892 milyon 694 bine geriledi. Böylece üretim, 21 milyar adedin üzerindeki seviyelerden 20 milyar adedin altına inmiş oldu.
Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre tavuk yumurtası üretimi yüzde 10,2 artış göstermesine rağmen, yıl geneline bakıldığında tablo tersine döndü. 2024’te 21 milyar 155 milyon 89 bin adet olan üretim, 2025’te yaklaşık yüzde 6 düşüşle 19,8 milyar seviyesine indi. Yıllık bazda yaşanan bu azalış, sektörde maliyet baskısının ve yem fiyatlarındaki artışın üreticiler üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı.

86 milyonluk nüfus dikkate alındığında, kişi başına düşen yıllık yumurta üretimi de geriledi. Hesaplamalara göre, kişi başına üretim yaklaşık 15 adet azalmış durumda. Bu da hem iç tüketim hem de ihracat dengesi açısından sektörün daha kırılgan bir yapıya sürüklendiğine işaret ediyor.
Öte yandan tavuk eti tarafında ise farklı bir tablo var. Ocak-Aralık döneminde kesilen tavuk sayısı yüzde 9,8, tavuk eti üretimi ise yüzde 11,3 artış gösterdi. Bu durum, üreticilerin yumurta yerine et üretimine yönelmiş olabileceği yorumlarını beraberinde getiriyor. Uzmanlar, yem maliyetleri ve piyasa fiyatları arasındaki makasın daralmaması halinde yumurta üretimindeki düşüşün 2026’da da etkisini sürdürebileceğine dikkat çekiyor.
Türkler yurt dışında alınacak ev bırakmıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ödemeler Dengesi İstatistikleri, 2025 yılında yurt dışı gayrimenkul alımlarında tarihi bir seviyeye ulaşıldığını ortaya koydu. 2017 yılında 341 milyon dolar olan toplam alım tutarı, 8 yıl içinde yaklaşık 8 kat artarak 2025’te 2 milyar 675 milyon dolara çıktı. Bu rakam, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek yıllık seviyeye işaret ediyor.
2025 yılı boyunca Türk vatandaşları yurt dışında toplam 2,7 milyar dolarlık gayrimenkul alımı gerçekleştirdi. Sadece aralık ayında 252 milyon dolarlık alım yapılırken, yıl genelinde aylık ortalama 223 milyon dolar seviyesinde işlem kaydedildi. Aylık bazda en yüksek alım ise 2025’in ağustos ayında 288 milyon dolarla gerçekleşti.

Veriler, özellikle 2023 sonrasında yurt dışı konut alımlarında belirgin bir ivmelenmeye işaret ediyor. 2023 yılında yıllık alım tutarı 1,8 milyar dolara ulaşırken, 2024’te ilk kez 2 milyar dolar barajı aşıldı. 2025’te ise artış hız kesmeden devam etti ve yeni bir rekor kırıldı.
Uzmanlar, bu yükselişte küresel yatırım çeşitlendirme eğilimi, döviz bazlı varlıklara yönelim ve bazı ülkelerde sunulan oturum ya da vatandaşlık avantajlarının etkili olabileceğine dikkat çekiyor. Öte yandan 2019 yılında en düşük seviyelerin görülmüş olması, son yıllardaki artışın ne kadar güçlü olduğunu da ortaya koyuyor.
TCMB verileri, Türk yatırımcısının yurt dışı gayrimenkule ilgisinin artık geçici bir trend değil, kalıcı bir yatırım eğilimine dönüştüğünü gösteriyor. 2026’da bu ivmenin sürüp sürmeyeceği ise hem küresel ekonomik koşullara hem de yurt içindeki finansal dengelere bağlı olacak.